Bu yazımızda “Çin okeyi kaç taşla oynanır” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Naturalelektrik sayfamızı takip etmeye devam edin!
Çin okeyi kaç taşla oynanır? Bir akşamın içinde saklı kalan hatıralar
Naturalelektrik ailesi merhaba! Bu içeriğimizde “Çin okeyi kaç taşla oynanır” konusunu tüm detaylarıyla inceliyoruz.
Bazı sorular var ki, ilk bakışta çok basit görünür ama insanın içine dokunan bir geçmişi uyandırır. “Çin okeyi kaç taşla oynanır?” da benim için tam olarak öyle bir soru. Sadece bir oyun bilgisinden ibaret değil; Kayseri’de geçen uzun akşamların, yarım kalmış sohbetlerin, kırgınlıkların ve yeniden barışmaların içine saklanmış bir hatıra gibi.
Bugün bu satırları yazarken bile içimde garip bir sıkışma var. Çünkü o taşların sesi, masaya vurulan o küçük tıkırtılar, benim için sadece bir oyun sesi değil; bazen yalnızlığımın, bazen de en çok güldüğüm anların yankısı.
Bir masanın etrafında başlayan hikâye
Her şey geçen kış başladı. Kayseri’de hava erken kararmıştı. Sokak lambaları sarı bir sisin içinden zar zor görünüyordu. O akşam arkadaşım Emre “gel, bizim evde Çin okeyi oynayalım” dediğinde içimde küçük bir heyecan kıpırdamıştı. Uzun zamandır böyle bir akşam yaşamamıştım.
Eve girdiğimizde masa çoktan hazırlanmıştı. Ortada yeşil örtü, etrafında dört sandalye… Ve o meşhur kutu. İçinden çıkan taşlar masaya döküldüğünde çıkan ses hâlâ kulağımda. O an biri sordu:
“Çin okeyi kaç taşla oynanır biliyor musun?”
Herkes birbirine baktı. Ben bilmiyordum. Sadece gülümsedim. Sonra Emre, sanki çok önemli bir sır verir gibi söyledi:
“144 taşla oynanır.”
O an bunu basit bir bilgi gibi dinledim ama sonradan o 144 taşın benim hayatımda başka anlamlara dönüşeceğini hiç bilmiyordum.
144 taşın ağırlığı
Çin okeyi kaç taşla oynanır sorusunun cevabı aslında nettir: 144 taş. Ama o akşam bu sayı bana sadece bir oyun kuralı gibi gelmedi. Sanki her taş bir hatırayı temsil ediyordu.
İlk elde taşları dizerken ellerim biraz titriyordu. Çünkü uzun zamandır kendimi bir şeye ait hissetmemiştim. Oyun ilerledikçe kahkahalar yükseldi, iddialar arttı, küçük tartışmalar başladı.
Ama benim içimde başka bir şey vardı. Sessiz bir gözlemci gibi hem oyunu izliyor hem de kendi içime çekiliyordum.
Kayseri’nin soğuk gecelerinde sıcak bir masa
Kayseri’nin kış geceleri sert olur. Dışarıda buz gibi bir hava, içeride ise o küçük masanın etrafında oluşan sıcaklık… O akşam bunu çok net hissettim.
Bir ara pencereye baktım. Cam buğulanmıştı. Dışarıdaki dünya silikleşmişti. İçeride ise çok net bir gerçek vardı: biz oradaydık ve o anı paylaşıyorduk.
Ama içimde bir eksiklik vardı. Nedense ne kadar gülersek gülelim, bir yanım hep uzak kalıyordu.
Emre bir taş çekti ve bağırdı:
“İşte! Çin okeyi kaç taşla oynanır bilmeyenlere ders olsun!”
Herkes güldü. Ben de güldüm ama içimden değil.
Bir hatıranın çatladığı an
Oyun ilerledikçe rekabet arttı. Küçük şakalar yerini ciddiyete bıraktı. O sırada Elif birden sinirlendi. Yanlış bir hamle yapılmıştı, taşlar karışmıştı.
“Böyle oynanmaz ki!” dedi.
Sesindeki kırgınlık sadece oyuna değildi, bunu hepimiz hissettik. Sessizlik çöktü. O an Çin okeyi kaç taşla oynanır sorusu bile anlamsızlaştı.
Ben o sırada taşları topluyordum. Ellerimle dokunduğum her parça sanki başka bir duyguyu temsil ediyordu. Kırgınlık, sabırsızlık, özlem…
O gece ilk kez şunu düşündüm: İnsanlar aslında oyun oynarken bile kendilerini gizleyemiyor.
Bir taşın eksikliği gibi hissetmek
Gece yarısına doğru oyun yavaşladı. Kahveler içildi, sigara molaları verildi. Herkes biraz daha sessizleşmişti.
Ben o sırada içimde garip bir düşünceyle boğuşuyordum. Sanki 144 taşın içinde bir tanesi eksikti ve o eksik taş bendim.
Çin okeyi kaç taşla oynanır sorusunun cevabı netti ama benim içimdeki denge o kadar net değildi.
Bir ara Elif yanıma oturdu ve sessizce sordu:
“Sen neden bu kadar suskunsun?”
Cevap veremedim. Çünkü ne söylesem eksik kalacaktı.
Sadece “yorgunum” dedim.
Ama aslında yorgun değildim. Sadece içimde oturmayan bir şey vardı.
Küçük bir oyunun büyük anlamı
Oyun bittiğinde kazanan belli olmuştu ama kimse bunu gerçekten önemsemiyordu. Çünkü o gece kazanan ya da kaybeden yoktu; sadece hisseden insanlar vardı.
Masayı toplarken Emre tekrar sordu:
“Çin okeyi kaç taşla oynanırdı?”
Bu sefer hepimiz aynı anda cevap verdik:
“144.”
Ama bu kez sayı sadece bir bilgi değildi. O 144 taş, bizim o gece yaşadığımız her duygunun sessiz bir arşivine dönüşmüştü.
Gecenin sonunda kalan sessizlik
Herkes dağıldığında sokaklar daha da soğumuştu. Kayseri’nin o tanıdık sessizliği üzerime çökmüştü. Eve yürürken cebimde ellerimi ısıtmaya çalıştım ama içimdeki boşluk daha soğuktu.
Gökyüzüne baktım. Yıldızlar vardı ama sanki uzaktılar.
O an düşündüm: Belki de hayat, Çin okeyi gibi. 144 taşın arasında doğru hamleyi bulmaya çalışmak gibi. Ama her zaman eksik bir şey kalıyor.
Bir günlüğe yazılan son cümle
Eve vardığımda defterimi açtım. Yazmaya başladım. O geceyi, o masayı, o kahkahaları…
Ve en çok da içimde kalan o tuhaf boşluğu.
Şunu yazdım:
“Çin okeyi kaç taşla oynanır biliyorum artık: 144 taşla. Ama insan kendi içindeki eksik taşı kaç hamleyle tamamlar, onu hâlâ bilmiyorum.”
Defteri kapattım.
Ve ilk kez, o geceyle barışmadığımı ama onu kaybetmek istemediğimi fark ettim.